Mutluluk nedir? Mutluluğun genel geçer bir tarifini yapmak imkansız. Kızıma göre mutluluk ailece film izlemek, oğluma göre eğlenmek…”Çocuklar gibi çizebilmek için yıllarımı verdim” diyen Picasso gibi belki de çocuklar gibi basit düşünmeyi öğrenmeliyiz. Hayatımın bir döneminde öyle derin bir mutsuzluğa kapılmıştım ki mutluluğun tanımını aramaya çıkmıştım, kendimi çok mutsuz ve kaygılı hissediyordum. Eğer benim gibi ayrıntılara önem veren biriyseniz çocukların sağlığından, toplumun geleceğine kadar kaygılanacak koca bir liste oluyor elinizde.

Ne zamandı tam olarak emin değilim bir gün çok güçlü olursam yaşadığım bu kaygıları yaşamayacağımı, insanların beni üzemeyeceğini düşünmüştüm ve o günden beri farkında olmadan mutluluğun tanımı güç olmuş benim için. Farklı bir deyişle kaygı yaşamanın yaşattığı korkuya karşılık o güçlü olma hissini korumak benim için mutluluk olmuş. Kızım için aldığım bir kitapta çocuk kahraman arkadaşlarına  bir oyun oynamayı teklif ediyor, “evde kayıp olan bir eşyayı bulalım” diyor. Arkadaşları eşyanın ne olduğunu soruyorlar, “bilmiyorum arayın işte” diyor. Diğer çocuklar “neyi arayacağımızı bilmeden ne arayacağız” diyorlar ve oynamak istemiyorlar. Bizim mutluluk arayışımız bazen bu oyuna benziyor. Ne aradığımızı bilmeden bir şeyleri arıyoruz. Bu bazen yeni bir araba, ayakkabı, parfüm gibi maddi bir şey olabileceği gibi bir çocuğun kokusundaki sıcaklık, güneşin doğuşundaki ihtişam, masmavi bir gökyüzünün altında yürümenin hazzını hissetmek gibi daha manevi şeyler olabiliyor. Asıl problem elimizde mutlu olmaya dair kodladığımız şeyler varsa ve biz hala mutsuzsak o zaman başlıyor ve orada kendi içimize bakıp sormamız gerekiyor: “Mutsuzluğumun kaynağı ne? Beni tam olarak ne mutsuz ediyor? Neyi farklı yaparsam bu hissi giderebilirim?

İki farklı senaryo hayal edelim. Birincisinde kişinin değiştiremeyeceği büyük problemleri var ama o bunlara takılmak yerine elinde olan mutluluk kaynaklarını kullanmayı seçsin. Düşünün ne kaybeder? İkincisinde ise kişi gün boyu ülkenin gidişatını, evdeki bozuk musluğu, çocuğunun kötü notlarını, istediği arabayı alamamasını dert etsin. Günün sonunda elinde kalacak olan, mutsuzlukla geçen koca bir kayıp zaman. Aslında gerçekten sahip olduğumuz tek hazinenin zaman olduğunu düşünürsek, akışa bırakmamanın bizden ne kadar çok şey götürdüğünü görebilirsiniz. Akışa bırakmak derken asla şunu kastetmiyorum, değiştirebileceğimiz mutsuzluk kaynaklarını olduğu gibi kabul etmek değil demek istediğim.  Söylemeye çalıştığım, mutluluğu bir şarta bağlamamak gerektiği. Hayatta bazen değiştirmeye gücümüzün yetmeyeceği ya da değiştirmemizin imkansız olduğu şeyler var ve biz bunlarla zaman harcarken anın keyfini yaşamayı ıskalıyoruz. Ne güzel demiş şair “Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar… Siz de anı yaşayın.” Bir ekleme de benden: ANDA KALIN…  

ŞULE KÖKHAN